Kemal ASLAN (patievren.com)-
Adını daha önce duymuştum ama gitmek bir türlü mümkün olmamıştı. Geçen hafta içinde bu emelim gerçekleşti. Yol tariflerinde pek iyi değilim. Aslında Tünel durağının hemen yanında Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nin bulunduğu yerden gidiliyor.

Daha önce burayı ziyaret eden bir arkadaşıma sorduğumda o da tarif edememişti. “Sora sora Bağdat bulunur” atasözünün olduğu bir kültürden gelmenin avantajını yaşadım. Serde gazetecilik de var. Meğer Şişhane Metrosu’nun İstiklale çıkış noktasından aşağı yöne (İstiklal caddesine çıkmadan) birkaç yüz metre yürüdükten sonra sağa sapıp iki yüz metre kadar yürüyünce Kedi Müzesi’ne geliyor insan. Bu kadar kolaymış gelmek.

Ben her salı günü tango dersleri için İstiklal Caddesi’nde oluyorum. İstiklalin kozmopolit havası insanı içine çekiyor. Şimdilerde daha çok Ortadoğu eksenli turistlerin gelmesi nedeni ile tatlıcı, şekerci dükkanları çoğaldı. Çocukluğumun da geçtiği İstiklal büyük bir dönüşüm yaşıyor. Bu başka bir yazının konusu.

Yurtdışında ana caddelerde önemli yerleri gösteren işaretler oluyor. Bizde nedense yok. Kedi Müzesi’ni İstiklal’ den itibaren böyle işaret ara ki bulasın! Halbuki koskoca İstanbul’da biri Galata Kulesi yakınında diğeri Beşiktaş’ta yani ikisi de Avrupa yakasında iki kedi müzesi var. Bu tanıtım açısından da önemli. Neden bunların tanıtımı için gerekli koşullar yaratılmaz. Kafam böyle şeyleri pek almıyor. Ah! O, Aydınlanma! Hep rasyonalite arayışı, nedensellik bağı kurma ihtiyacı… İrrasyoneli anlamakta zorlanıyorum, ama öğrenmeye çalışıyorum.
Yol boyunca Kedi Müzesi’ni gösteren bir işaret, levha yok. Umarım, bu eksikliği yerel yönetim kısa zamanda giderir.

Kedi Müzesi’nin bulunduğu Serdar-ı Ekrem sokak sevimli. 1960’lı yılların havası var. Hediyelik eşya satanların yanı sıra antikacı dükkanları ve Kafeler de var. İnsanın gözünü alıyor rengarenk dükkanlar. Sora sora sonunda buldum.
Cat Museum (Kedi Müzesi) 18’inci yüzyıldan kalma iki katlı toplam 600 metrekarelik bir binanın restorasyonu sonucu hayata geçirilmiş. Aponia Mağazasının kurucusu Fatih Dağlı tarafından 2024 yılında açılan özel müze kedi severlerin ilgi odağı. Kedilere ilişkin müzedeki tabloları Fatih Dağlı bağışlamış. Kedi Müzesi küçük ama şirin bir yer. Müze pazar günleri dışında her gün 10.00-20.00 saatleri arasında ziyarete açık.

Yetişkinler ve öğrencilerden müzeye giriş için 200 lira alınıyor. Ancak 16 yaş ve altındakilerde müze ücretsiz.
Müzenin girişinde üzerinde kedi figürlerinin olduğu bardak, tişört, bez çanta, kartpostal gibi ürünler satılıyor. Müzenin sorumlusu orta yaşlı Ozan Bey iki yıldır burada çalışıyormuş. Şimdilerde kartpostal pek kullanılmasa da çünkü artık birbirine mektup yazan da yok.
Ben gittiğim yerlerden kartpostal almayı severim. Mektup yazmayı sevdiğim gibi. Şimdi ne mektup yazan var ne de mektup yazılacak olan… Dijital olanaklar mektubun önemini hayatımızdan çekip aldı. O sözcükleri yazarken geçirilen tereddütlerin kalem kaymalarının izini bulmak mümkün değil. Halbuki onlar, duyguların yazıya yansıyan yüzleriydi. Şimdilerde emojilerle dışa vuruyoruz duygularımızı. Eksik fazla…
İstanbul’un kedilerini tanıtmada önemli bir işlevi var bu müzenin. Gezdiğim yerlerden orayı hatırlatan şeyler almak isterim. Magnetleri çocuklar gibi severim mesela. Burada da çok farklı kedi magnetleri var. Bunları bir kısmı çaylık altı yapılabilir mesela.

Bezden yapılan kedi çanları da çevre korumacı bir aksesuar. Müzenin sahibi tekstilci olunca bu alanda yaratıcılıklarını göstermesi kolay olmuş. Ben tişörtlerini de beğendim. Başka sefer uğradığımda mutlaka en az iki tane alacağım. Girişte
duvarlarda sevimli kedi fotoğrafları var. Fotoşopla açılış anına kediler de yerleştirilmiş. Samimi, sıcak bir anın yaratığı etki size de yansıyor. Etraf oldukça temiz. Girişte hemen İstanbul’un kedileri adını taşıyan fotoğraf albümü dikkati çekiyor. Farklı halleri çekilmiş kedilerin. Birinde uslu çocuk gibi bekliyor, öbüründe esniyor, diğeri tetikte avına atlayacak gibi, biri yorgun uykuya dalmış. Farklı renk ve türde kedilerin fotoğrafları var duvarda. Keşke bunlara ait altlarında Türkçe-İngilizce açıklama olsa.
Girişten sonra kedilerin tarihinin İngilizce-Türkçe anlatıldığı büyük bir pano yer alıyor. Mısırlılar kedileri kutsal varlık olarak kabul ediyorlardı. Her şeyin bir tarihi var, kedilerin de. Kısa özlü biçimde bilgiler yer alıyor panoda.

Yurtdışında da tematik müzelerde böyle bir anlayış var. Koridordan alt kata geçince müzenin özellikleri ortaya çıkıyor. Burada satılan ürünlerin yüzde yirmisi içeride yer alan atölyede gerçekleştiriliyor. Satılan ürünlerin, müzeden elde edilen gelirlerin yüzde ellisi hayvan severlerin derneklerine veriliyor, can dostların ihtiyaçlarında kullanmaları için. Bir anlamda derneklere finansal katkı sağlanıyor. Kalan gelir hayvan bakım merkezi kurulması için biriktiriliyor.
Burada Orhan Peker’in, Fikret Otyam’ın Bedri Baykam’ın kedi konulu tablolarlar var. Sadece onlar da değil. Yabancı ressamların da yağlı boya, sulu boya, kara kalem eserleri ilgi çekiyor. Üç siyah kedinin yer aldığı tablo insanı gülümsetiyor. Az ilerde bir bankta (o da müzenin parçası) bir siyah kedi sıcaktan bunalmış, sırtını dönmüş yatıyor. Nedense her siyah kedi gördüğümde “acaba o mu” diyesim geliyor. Ah! Bu gözüm nedense hep ısırıyor. Bilinçdışıma mı yerleşti? Bu benzerlik arayışı neden? Anılardan mı?
Soru çok cevap…
Bir an dalıp gidiyorum benzerinin bu saatte yalnız olduğunu düşünüyorum. Çünkü saat çoktan 19.00’u geçti. O da bu saatlerde sessizliğe alışık. Kedi Müzesi olunca kedilerin olmaması da düşünülemez. On yedi kedi var müzede.
Tel tek bakılıyor, her şeyleriyle ilgileniliyor. Duvarda kedilerin yer aldığı örme halı, kırmızı zemin üzerindeki siyah kedinin
şaşkınlığı dikkat çekici. Keşke kediler üzerine yazılan şiirler, öyküler yani edebi eserler de yer alsaydı. İstanbul Kedileri üzerine yapılan araştırmalar varsa yer verilseydi. Uzun yıllar habercilik yaptığımdan sadece olan ile yetinmiyorum hep başka ne olmalı? Olabilir diye bakıyorum. Zihnim böyle çalışıyor. İstanbul’un kedileri diye müzede bir bölüm açılsa iyi olurdu. Bence müze daha da genişlemeli. Çünkü kedi heykelleri, kedilerle ilgili filmler, belgeseller yer almalı. Hatta kedi sesleri de müzede bulunmalı… Kedi dili üzerine yapılan çalışmalar varsa yer verilmeli. Müzeyi gezerken bu düşünceler geliyor aklıma birden.
İstanbul’un kedilerini gösteren fotoğraflar ilgimi çekiyor. O zaman sokaklar kediler için daha güvenliymiş. Üstelik onların bakımını üstlenenler de varmış. Şimdiki gibi toplanıp nereye götürülecekleri bilinmeyen bir süreç yokmuş. Yoksulluk, yoksunluk olsa da daha insaflı vicdanlı zamanlarmış. Bu işlerle ilgili bir görevli bile varmış. Rızkları düzenli dağıtılıyormuş. Nereden nereye gelmişiz, neleri kaybetmişiz insanlık adına. Müzeden çıkarken bu düşünceler zihnime üşüşüyor.
