Santo’nun Kedisi: Düşes

Kemal ASLAN -(patievreni.com)-

Onu yaklaşık iki yıldır tanıyorum. Santo sabahları arkadaşımla kahve içmek için mutat uğradığım mekânlardan biri. Orada kısa süreli oturarak bir şeyler içmek arkadaşımla farklı konuları konuşmak iyi geliyor. Güne keyifli başlamamın, kendimi iyi hissetmemin ilk adımı bu oluyor. Küçük anlara sığan küçücük mutluluklar giderek önem kazanıyor hayatımda. Kendini ifade etmek, anlaşılmak, anlamak, karşılıklı iletişimde, etkileşimde bulunmak… Bunların sözcüklere dökülemeyen şifalandırıcı yanı var. Güne böyle bir rutinden uzak başlamanın etkisini hemen hissediyorum. Belli ki bağımlılık da oluyor zamanla. Biz ne zaman Santo’da otursak o da hemen yanımıza gelir. Zaten Santo’nun sabah ilk müşterileri biz oluruz. İlk ziyaretçi gibi. Çalışanlarla da yakın olduk. Zaman zaman sohbet ediyoruz.

Uğramadığımız zamanlarda onlar da “neredeydiniz, ne oldu” diye soruyorlar. Alışkanlığın yarattığı bir durum mu? Özlem mi? Ama insan olmadığı zamanların başka biri tarafından sorulmasını dikkate alıyor. Varlığının eksikliğinin hissedildiğinin sözcüklere dökülmesi gibi geliyor. Belki de bir müşteri eksik geldi, daha az ciro yapıldı, ondan soruyor. İnsan bu işine geldiği gibi algılıyor olayları. O hemen bizim masaya gelir arkadaşımın kucağına çıkar. Arkadaşım daha çok köpekleri seviyor ama kediler de onsuz yapamıyor. Başta Asil onun etrafında döneniyor.

Bu can sırnaşık değil ama ısrarcı. Arkadaşım gitmesi için en az dört beş kere çaba göstermesi lazım ki o bizim oturduğumuz masadan uzaklaşsın. Şeytan tüyü mü var arkadaşımda kedileri çekiyor. Nedense yol arkadaşımın da kedilerle böyle bağlantısı vardı. Kedileri sevenlerle daha çabuk bağ mı kuruyorum? Bu sorunun yanıtını bilemedim. Beni tanıyanlar yanıtlayabilir. Şimdi anket yapacak zaman da yok!

O, sabahları sessizce yanımıza gelir birden arkadaşımın yanına uzanıverir bazen. Bazen de üstüne sıçrayabilir. Bu tür durumlarda arkadaşım da ister istemez korkmaz ama sıçrar refleks olarak.

O da okuldaki kırka yakın kediden biri. Geçen yıl sayıları yirmi üçtü. Kısa sürede arttı. Hala da artıyor. Bunda onun da katkısı büyük. O da anonim kedilerden biriydi. Otururken arkadaşıma onun ad annesi sen ol dedim. Bir dakika bile düşünmeden “Düşes” dedi. Soylu, sessiz sakin bir yanı var. Ürkek, temkinli nedense. Kedi popülasyonu onun sayesinde arttı diyeceğim ama onun kusuru yok gelen onu

buluyor, giden onu buluyor. Biz şahit olmadık onun bu hallerine. Mart ayının özelliklerini de onda göremedim. Bazı kediler kendini belli ediyor o öyle değil. Kaderine boyun eğmiş gibi duruyor. Üzgün belki de. Tam üç kere doğum yaptı en az 9 kedi kazandırdı okula. Farklı türden kediler doğurdu. Demek ki farklı erkek kediler onun kısırlaşmadığını ve mücadele edemediğini anlamış.

İki ay önce kısırlaştırıldı. Benim payım da var bunda. Bu kadar çok üreyince hemen ilgili arkadaşa durumu anlattım o da gereğini yaptı. İlk zamanlar bitkin ve yorgundu. Kısırlaştırma kolay bir operasyon değil. Yarası tazeydi. Küçücük adımlar atıyordu, halsizdi. İnsanlara da pek yaklaşmıyordu. Yine herkese yaklaşmıyor, o seçici. İstediğinin yanına gidiyor. O artık anonim kedi değil: Düşes. Soylu bir yanı var. Semiz halde duruyor. Nasıl her doğum kadınların ömründen üç beş yıl götürüyor ve sağlık sorunlarına yol açabiliyorsa o da yaşına göre cılız kalarak üremenin sonuçlarını yaşıyor. Birinci ve ikinci doğumları arasında fazla mesafe olmadığının tanığıyım. Eskiden yavruları yanında olurdu. Şimdi hiç biri ile birlikte değil. Kedilerin dünyasında tekillik önem taşıyor. Grup dinamiği pek yok.

Düşes, iki gündür benim yanıma geliyor onu okşamama, ona dokunmama izin veriyor. Arkadaşıma daha uzak duruyor. Ben de onunla böyle iletişim kurduğum için, bana kendisini sevdirdiği için mutluyum. Artık sabahları Santo’ya uğradığımda gözlerim onu arıyor. Alışmak böyle bir şey.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir