Kemal ASLAN (patievreni.com)-
O, uzun zamandır Yeşilköy’de yaşıyor. Sabah ve akşam saatlerinde onunla karşılaşmanız mümkün. Adı: Turgut Dizdaroğlu. Lefkoşa doğumlu. Zor koşullardan geçmiş; ulusal ve uluslararası şirketlerde üst düzey yöneticilik yapmış, sivil toplum kuruluşlarında insani yardım çalışmalarına önemli katkılar sunmuş biri. Dışarıdan bakan biri onun geçmişte üstlendiği bu rolleri kolay kolay bilemez. Bizim bu sayfada onunla buluşma nedenimiz ise can dostlara olan karşılıksız sevgisi.


Yaşam alanlarını daralttığımız, sonra da ”sokak hayvanı” diye etiketlediğimiz canlarla bıkmadan, usanmadan ilgileniyor. İçindeki sevgiyi sadece sözcüklerle değil, doğrudan eylemleriyle ortaya koyuyor. Bazıları sevgi sözcüklerini dile getiremez, içinde tutar; bazıları ise bu tür kelimeleri bolca kullanır ama eyleme geç(ir)mez. O, bu ikisini dengede buluşturanlardan. Üstelik bunu bir gösterişe dönüştürmeden yapıyor.

Toplumumuzda sessiz sedasız, can dostlara sevgisini emeğiyle gösteren az sayıda insan var; Turgut Dizdaroğlu da onlardan biri. Yeşilköy’deki üç-dört sokağın kedilerinden kendini sorumlu hissediyor. Sabah kahvaltısının ardından ilk işi onların mamasını vermek oluyor. Kediler de onu zaten dört gözle bekliyor; geldiğini görünce on-on beşi birden etrafında toplanıp hazırladığı kuru ve yaş mamayı afiyetle yemeye başlıyor. Sevgisizliğin karanlık, sevimsiz yüzü ile o da karşılaşıyor sokaklarda. Can dostlara mama verirken içlerindeki karanlık gölgeleri ortaya çıkanların tepkileri ile karşılaşıyor.

Çoğalttıkları şiddetle baş edemeyen bazıları kediler için hazırladığı su ve mama kaplarını tekmeleyerek yıkıcı, barbar yanlarını ortaya koyuyorlar. O, “insan” sıfatındaki bu kişilerle zaman zaman tartışıyor; mücadele etmek durumunda kalıyor, zaman zaman da onları yetkili mercilere şikâyet ediyor. Hiçbir şey onu yıldırmıyor, O, sadece sabahları değil, akşamları da yaz-kış demeden kar-çamur demeden can dostların yanında. Sağlık sorunu yaşayan bir kedi gördüğünde vakit kaybetmeden ya özel veteriner klinklerine ya da İstanbul Cerrahpaşa Üniversitesi Veteriner Fakültesi’ne götürüyor; tedavi ve gerekirse ameliyatlarını yaptırıp iyileştiklerinde onları yine kendi sokaklarına, yani alışkın oldukları yaşam alanlarına bırakıyor. Evindeki iki köpeği ve bir kedisinin bakımını da aynı titizlikle sürdürüyor.

Can dostlarla bağ kuran insanlar, bir canlıyı mutlu etmenin, ona kendini güvende hissettirmenin ne anlama geldiğini iyi bilirler. Ben onun yüzünde hep bu dingin mutluluğu görüyorum. Sevmenin vermek ve paylaşmak olduğunu biliyor. İnsan sevince güzelleşiyor, dünyaya başka gözlerle bakıyor. Nâzım, Abidin’den belki de mutluluğun resmini yapmasını isterken tam olarak böyle bir anı aktarmasını istemişti.
Yaşam, anlara sığan bir sonsuzluk değil mi zaten? Zaman zaman gülümseyen bir yüzle hatırlanan…
