Kemal ASLAN-(patievreni.com)-
Onu 46 yıldır tanıyorum. İlk karşılaşmamız Diyarbakır’da TRT Bölge Müdürlüğü binasında olmuştu. O zamandan sonra çevre düzenlemesinde benim de bizzat başında durarak emek verdiğim Diyarbakır Surları’nın kenarında yer alan Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti’nde karşılaşırdık. Bazen Hürriyet Haber Ajansı’na da gittiğimde konuşmuşluğumuz olurdu. Ama onun işi oldukça yoğundu, ayaküstü sohbetler ederdik. Ben 1988 yılında TRT Diyarbakır Bölge Müdürlüğü’nden İstanbul’a tayinim çıkınca ayrıldım: O Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti Başkanlığı da üstlendi. 1994 yılı başında taşındığı İstanbul’da Basın Konseyi’nde Vakıf Müdürlüğü ve Özgür Basın Yayın organının Yazı İşleri Müdürlüğü de yaptı.
Sürekli Basın Kartı Sahibi olup 32 yıldır İstanbul’da yaşıyor. Yeşilköylü olmuş. Bizim yolumuz beş yıl önce yeniden kesişmişti: O Türkiye’nin ilk Hayvan Haber Gazetesi açmak istiyordu. Dostum Recep’in aracılığı ile Marjinal Halkla İlişkiler Ajansı’nın kurucusu Asuman hanımın ilgi ve desteğiyle patievreni.com isimli gazete kısa sürede yayın hayatına başladı.
Okurlarımız bilir ben hem bu sitenin yazı kurulundayım hem de yazarıyım. Hayatımız yeniden kesişti Ramazan ile.

Çoğu okur onu sadece bu gazetenin yazarı olarak bilir. Ama o gerçekten sessiz canların dostudur. Yaşadığı yerde sayıları 60-70 arasında değişen kediye bakıyor. Bir gün bile yakındığını görmedim, duymadım. Soyadındaki gibi kalbi de pamuk. İnce, hassas ruhlu ama öfkesini de sert biçimde ortaya koyan Silvanlı. Hala delikanlı bir yanı var. Aynı zamanlarda doğmuşuz, yaşıtız yani.

O, insanlardan yorulmuş durumda, sevgisini daha çok hayvanlara gösteriyor. Haklı belki. İnsanların küçücük çıkarları için neler yaptığını, ikiyüzlülüklerini nasıl gizlemeye çalıştıklarını çoktandır biliyoruz. Yorulduk, bir kısır döngüyü yaşamaktan, hayal ettiklerimiz her şeyden gün be gün uzaklaşmaktan. Türkiye’nin ve dünyanın geldiği halden…

Ona sözüm vardı: Bir gün seni de yazacağım, diye. Ancak bugünlerde yaşadığım yas nedeniyle yazmak pek de içimden gelmiyordu açıkçası. Ama, her şeye rağmen yaşam devam ediyor dedim ve yazmaya karar verdim. O da benim gibi güne erken başlayanlardan. Benimki işe gittiğim için bir tür zorunluluk. Çünkü sabahın erken saatlerinde ders var. Gerçi severek, isteyerek gidiyorum. Bu yüzden en geç altıda ayakta olmalıyım. Evden çıkışım ise bir saati buluyor. O ise 06.30’da kediler için oluşturduğu yaşam alanına geliyor. İlk işi onlara mamalarını vermek.

“Masum, sevimli canlar. Bunları sokak ortasında bırakıp ölmelerine razı olamam Kemal” diyor. Sakin bir sesle. Zaman zaman öfkeli sesini de hatırlıyorum kızdığı zamanlarda benim gibi o da öfkesini gizlemeyenlerden. O bu canlarla ilgilenirken sakinleşmeyi de öğrenmiş. Ben de öfke yönetimi konusunda aldığım derslerle, ‘’vagus sinirini’’ rahatlatma teknikleriyle sakin olmaya çalışıyorum. Hiçbir şey için geç olmadığını biliyorum.

Kediler 6 Apartman arasında yer alan yaklaşık bir dönümlük yeşil alanda yaşıyor. Meyve ve çam ağaçları var. Onlarla tek tek ilgileniyor, ağaçların budanması ve kuruyan çimlerin temizlenmesi için Bakırköy Belediyesi’nden destek alıyor. Bu yeşil alan herhangi bir kişiye ya da kuruma devredilemiyor ve ticari amaçla kullanılamıyor.

Kedilerin mutlu yaşadığı ve insanın içine huzur veren bir ortam var. Önceleri az sayıda kedisi varmış. Zamanla gerek vatandaşların getirip terk ettiği ve gerekse sokak ve caddelerde yaşamaları mümkün olmayan yavruların getirilmesiyle sayı her geçen gün artmış. Zaman zaman sahipli kedileri bırakanlar da olmuş. O, onların her şeyiyle ilgileniyor. Sabah mamalarını verdikten sonra su kaplarını kontrol ediyor, temiz su koyuyor. Yıllar önce ilk dört katlı kedi evini yaptırmış. Sonra hasta, bakıma muhtaç kediler olunca ev sayısını artırıp minik bir barınak yapmış. Geceleri güvende olmaları için büyük kafesler de yaptırmış. Sonra tek tek inceliyor hepsini, bir hastalıkları var mı diye.

Buradaki kedilerin hepsini kısırlaştırmış. “Dişi kediler kısırlaştırmak için en az altı aylık; erkek kediler ise sekiz-on aylık olmalı. Öncesinde kısırlaştırma yapılmaz” diyor. Kedilerle haşır-neşir olunca neyin gerekli olduğunu da öğrenmiş. Kedilerin hastalıkları konusunda da duyarlı. Bu konuda Bakırköy Veteriner Müdürlüğü’nden destek alıyor. “ Ağır hasta kedilerini zaman zaman Cerrahpaşa Veteriner Hastanesine de götürüyor Ama buradaki maliyetten şikayet ediyor. ‘’ameliyat ve kan tahlil ücreti ile diğer tetkikler çok pahalı’’ diyor.

Ramazan, koruda kediler için bıraktığı mamalardan martı ve kirpiler de nasibini alıyor. Öyle ki yaşam alanları gittikçe kısıtlanan bazı kemirgen ve kuşlar zor da olsa buldukları yiyecekleri ve suları iştahla tüketiyor.

Özel kliniklerde canların tedavileri oldukça pahalı,
Sokak hayvanlarının özel kliniklerde tedavi ettirmenin maddi açıdan neredeyse mümkün olmadığını söyleyen Ramazan Pamuk, devletin bu konuda adım atması gerektiğini vurguluyor.
Yeşilköy’deki yeri görmem için beni Ataköy’den aldığında arka koltukta box içinde bir kedi vardı. Dört ay önce 1.5 aylık iken onu yolda bulmuş. İki patisi üzerinde sürüklene sürüklene yürüyormuş. Kediyi Cerrahpaşa Veteriner Hastanesine götürmüş muayene ve tahlillerde yavrunun FİP olduğu anlaşılmış ve hemen tedaviye başlanılmış. 8 aylık bu yavru 4 aydır tedavi görüyor. Her gün GS diye adlandırılan iğne oluyor.
Bu tür durumlarda kediler tedavi edilmediğinde organ yetmezliğinden ölüyorlarmış. O, daha önce de sekiz-on kediye bu tür tedavi uygulatmış ve hayata döndürmüş. Bu hastalığın tedavisinde kullanılan ilaçlar hem pahalı hem de zor bulunuyor. Hayvan severlere bu konuda devlet ve vatandaşların destek olması lazım. Sosyal devlet sadece insanları değil diğer canlıların yaşaması için de önlemler almalı, katkıda bulunmalı. Acaba hangi partinin programında buna benzer bir madde var?


Ramazan evinde de 19 engelli kedi besliyormuş. Sadece kedi değil bahçede gördüğü ve yumurtadan yeni çıktığı anlaşılan yuvadan düşen yavru bir martıyı da almış evine götürmüş 6 hafta besledikten sonra doğaya bırakmış. Kelimenin tam anlamıyla bir hayvansever o. Ben o küçük martıyı görünce şaşırdım. Çünkü rengi beyaz değildi. Martı denilince hep beyaz geliyor aklımıza. Meğer büyüdükçe rengi beyazlaşırmış. Özdemir Asaf’ı yanıltıyor martılar. Çünkü kirlilikten beyazlığa masumluğa dönüyor renkleri. Gerçek hayatta ise doğumdan itibaren her şey hızla bozuluyor kirleniyor. Martılar hariç Özdemir Asaf haklı yine de.

O, bir ay önce oturduğu binanın kentsel dönüşüm kapsamına alınması nedeniyle ayrılmak zorunda kalmış. 3 sokak ileriye taşınmış, 2 kedisini yeni eve 17 kedisini de eski evin bitişiğindeki barınağının bulunduğu koruya salmış. Kediler onu görünce etrafında dolanıyorlar, bir tür pervane oluyorlar. Hiçbir sevgi karşılıksız kalmıyor. Bir alacalı kedi de sevgisini bana gösterdi. Belki de kedilerle olan yakınlığımı bildiğinden. Ben de hafifçe başını okşadım. Sevgi açlığı içinde oluyor her canlı zaman zaman. Bunu da değişik biçimde dışa vuruyor: Herkesin sevgi talebi farklı biçimde oluyor.
İnsanlar bile açık açık dile getiremiyor, kimi davranışlarıyla bunu ortaya koyuyorlar ama bunu anlamak her zaman mümkün olmuyor. Kediler için kolay. Hemen yanına gidiyor, ayakları arasında dolaşıyor: “Biraz bana sevgi ver diyor” sessizce. Ramazan kedilere bir de saat 16.00’da mama veriyor. Tek tek ilgileniyor. Özellikle yaz aylarında açık alanda kedilerin boğazına, gözüne sivri dikenli olan pisi otunun kaçması mümkün. Tek tek böyle bir durum var mı diye kontrol ediyor. Ağzının içine kaçan pisi otu ilerleyip kedinin organlarına zarar verebiliyor. Her kedi onun çocuğu gibi. Zaman zaman onlarla konuşuyor, onları seviyor. Kendisinin yapacağı ilk tedavileri de ihmal etmiyor. Bu konuda gerekli malzemeleri de var. Eğer ameliyat olacaklar varsa, ya da tahlilleri yapılacak olanlar. Onları da ilgili kurumlara götürüp tedavilerini yaptırıyor

Kedilerin her biri ile yaşanmışlıktan gelen hikâyesi var. Hikâyesi olan şeylerin unutulmaması, bir zamanın paylaşılmasından, yaşanmışlığa dayanmasından
kaynaklanıyor. O yüzden şarkı ne diyor “ tez geçse de her sevdada bin hatıra vardır…” Onun da her biriyle farklı anıları var: O da hangisini nerede ne zaman bulduğunu, bulduğunda durumu nasıldı anlatıveriyor. Zamanımız kısıtlı olmasa
saatlerce hiç durmadan konuşacak Ramazan. “Bak bu Cazgır. On iki yaşında. Üsküdar’da bir aile sahiplendi. Fakat ertesi gün bir yolunu bulup sokağa kaçmış. Aile bana da söylemeye çekinmiş. Sonra öğrendik, ertesi günü onu bulup geri getirdiler. O günden beri bahçenin prensesi olarak yaşıyor.” dedi.

Cazgır’a birkaç defa seslense de o hiç kıpırdamadı yerinden öylece kaldı. Ben de çağırdım ama nafile. Küsmüş müdür? Alınmış mıdır? Terk edilmişlik duygusu mu yaşıyordur? Belki de beni yabancı gördü çekindi..
Bir şey vardı davranışında ama neydi bilemedim?
Bazen insan davranışlarını da anlayamıyoruz ki? İnsan bile büyük bir bilmece. Bunları düşünürken Ramazan ”Haydi Kemal çıkalım, artık” dedi. Birlikte çıktığımızda öğle saatine yakındı. Kentsel dönüşüm çerçevesinde iki blok tamamlanmıştı dört blokun daha yapılması gerekiyordu. O zaman toz, duman olacaktı. Bu hayvanlar etkilenebilirdi. Onun için belediye yetkilileriyle görüşmüş, yıkım sırasında kedilerin yaşam alanı olan koruluk paravanlarla çevrilecekmiş. “Acaba ne kadar sağlıklı olur? Başka bir çözüm olabilir mi” diye düşünüp duruyor.” Bugünlerde kafasındaki en önemli sorun bu.
Biz oradan ayrıldık ama onun rutini öğleden sonra, yarın öbür gün, sonraki gün, bir sonraki gün aralıksız devam edecek. O, canların dostu, sessiz bir kahraman…
