Paspas: Dişi Şinasi

Kemal Aslan (www.patievreni.com)-

“Paspas’ı tanıyalı bir ay olmadı daha. Sekizinci Bloğun önünde oluyor çoğunlukla. Eskiden rektörlük binasının çevresindeymiş. Orada daha az mı ilgi gördü? Yoksa istenmediğini fark edip hemcinslerinin çoğunlukla olduğu bir yeri mi tercih etti? Bu sorunun yanıtı vermek benim için de zor.

Adı itici, ötekileştirici. Görünümünden dolayı bu ad ona verilmiş. İlkokul çocuklarının yaptığı gibi… O yaştaki çocuklar beğenmediklerini, kendilerinden farklı olanı hemen küçümserler, onunla alay ederler, ona olumsuz lakaplar takarlar; yani kendileri gibi olmayanı dışlarlar. Kedileri adlandıranlar da nedense çocukların dünyasındaki gibi davranıyor, bundan da rahatsızlık duymuyorlar. Belki de ötekileştirici dil hayatın başka alanlarından fark etmeden bizim yaşantımıza da sızdı. Biz de ötekileştirmeyi doğal ve olağan saymaya başladık. Ben bu tür adlandırmalardan rahatsızım. Yazılarımda da bunu vurguluyorum zaten.

Tüyleri kirli, bakımsız, kendine özen göstermeyen bir kedi. Haydi salaş denilsin. Paspas, üzerine basıp geçilen, ayakları silmek için kullanılan bir nesne. Sözcüklerin ruhu, duygusu neden hissedilmiyor? Öyle kolayla adlandırmalar yapılıyor. Bana onun adını duyarlı olduğunu bildiğim bir arkadaşım söylediğinde o zaman da tepki göstermiştim. Ama o gülerek “Paspas işte, öyle değil mi? Baksanıza” demişti son zamanlarda pek görmediğim o eski içten gülümsemesiyle. Yüzümü ekşittiğimi hatırlıyorum, sonra da bu adın neden uygunsuz olduğunu açıklamaya çalıştığımı. O ve çevresindekiler bu adı kabullenmiş; çok rahat biçimde kullanmaları da bundan.

Onlar açısından görünümü bu adlandırmayı haklı çıkarıyor. Acaba kediler insanlara ad taksalardı ne derlerdi? Örneğin onlar da “kibirli yalancı, sevimli ikiyüzlü, sinsi riyakâr, egoist düzenbaz, vb.” böylesine olumsuz sıfatları kullanır mıydı? Yoksa “can dost, kederli yalnız, yardımsever güzel, eli açık dost” gibi olumlu sıfatları mı tercih ederlerdi? Bizim ürettiğimiz kelimelerin onların dünyasında karşılığı yok ki. Gündelik ilişkilere sızan bu durumun türcülük kapsamına girdiği nedense fark edilmiyor.

“Paspas”, Şinasi gibi kavgacı, geçimsiz, bulunduğu ortamda söz sahibi olmak isteyen dişi bir kedi. Bu yüzden bazılarının gözünde o “dişi Şinasi”. O da yalnız geziyor; pek arkadaşı yok. Çevresinde artık büyümüş çocukları olsa da onlarla pek ilgilenmiyor. Diğer kedilere göre daha iri, yapılı. Belki de fazla yemek yemeyi seviyor. Tembel olduğundan kendini temizlemiyor o yüzden kirli, paslı görünüyor. İyi ki pasaklı dememişler. İnsanlar, ötekileştirmek için bu sözcüğü de çok kullanırlar. Mahalle ortamında büyüdüğümden bazı kadınların bu sözcüğü sevmediklerini biliyorum. Üstelik onlar söyledikleri sözü kanıtlamak için durmaksızın açıklama da yaparlar, konuyla ilgili olmadık ayrıntıları dile getirirler.

Çocukluğumda böyle çok dedikodu dinlemişliğim var. Geçen gün onun durumuna üzüldüm. Kapalı bir kapının önünde içeri girmek için yere uzanmış bekliyordu. Yaramazlık yapıp evin dışına çıkartılan çocuklar gibi kapının açılmasını bekliyordu. İçeride sıcaklık, şefkat, sevgi olduğunu biliyordu. Ama kapı ona açılmadı, o, yere uzanmış istenmediğinin farkında olmayan biri olarak umutla, sabırla bekliyordu. Belki de kendi davranışları da buna yol açmıştı. Bir sınır çizgisi vardı; o, orayı aşamıyordu. Zamanla belki istenmediğinin farkına varacak ve kendisine sevgi verecek bir ortama yönelecek. Şimdilik bunu yapacak gücü yok. Bir canlı olarak dışlandığının, ötekileştirildiğinin farkında bence. Bir gün o kapıdan içeri gireceğini tahayyül ediyor belki de. Bilmiyor ki kapalı kapılar herkese açık değil! Kamusal alanda yaşamaya alışık bir kedi o. Mahrem alanları nereden bilsin? Özlemi belki de öyle yerler ama bu onun için mümkün değil! Gerçi son yağmurlardan sonra daha sevimli, daha güzel oldu. Filmlerdeki roman kızlarının ya da köylü kızlarının makyaj yaptıktan sonra dönüştükleri hal gibi. Güllü filmi geldi aklıma.

Tüylerinin güzelliği daha bir ortaya çıktı. Sevimli ama durgun bakıyor insanın yüzüne. Yaşadıklarının etkisi mi var. Onu gören öğrenciler başını okşuyorlar, bazen kaçıyor, bazen izin veriyor. Benimle de iletişimi iyi. Belki de o da hissediyor ona karşı ötekileştirici dile gösterdiğimi tepkiyi. Ondaki kararlılığı iradeyi, ne olursa olsun vazgeçmemeyi seviyorum. Ben onun gibi değilim, daha kırılganım bunu da her durumda belli ediyorum. İnsanların dünyasında onun bu davranışı “gurursuzluk” olarak adlandırılıyor. Hayvanların dünyasında bu tür sözcüklerin hiçbir ağırlığı yok. Onlar da istenmedikleri yerde bir süre sonra olmuyorlar. O yerlere uğramaktan vazgeçiyorlar! “Paspas” henüz o kıvama gelmedi ama…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir