Jane Kafe’nin Kedisi

Kemal ASLAN (patievrfeni.com)-

Jane Kafe dostum Nebi hoca ile zaman zaman sabah işe gitmeden önce ya da iş dönüşü soluklanmak, kısa sürede sohbet ederek kafayı dağıtmak için tercih ettiğimiz bir mekân. Mecidiyeköy Ortaklar caddesinde küçük ama güzel bir mekân. Sabahları az sayıda insan oluyor. Nebi hoca buranın müdavimi. Herkes onu ve onun sayesinde beni de tanıyor. Zaman zaman yüksek sesle tartıştığımız daha doğrusu hararetli konuşmalar yaptığımız oluyor. Bugün servise yetişemedim, içimden de erken gitmek gelmedi

O nedenle Nebi hoca ile Jane Kafe’de buluşmak üzere sözleştik. Ben daha erken gittim. O bu aralar oldukça yorgun yarım saat sonra kafeye gelebildi. Nebi hocanın bir özelliği vardır yan masalara da laf atar onların sohbetine de ortak olur. Bu aralar bana “gıcık” oluyor. Çünkü Instagram’a fazla “takılıyorum”. “Ben de buradayım”, diyor haklı olarak zaman zaman. Ya da anlattığı şeyi kesiyor, susuyor. Kızıyor, “senin huyun değişti, eskiden böyle değildin”, diyor. Haklı, mobil telefonu bir oyuncak gibi kullanmaya başladım ben de günün farklı saatlerinde bakmadan edemiyorum. Dijital röntgencilik bu aslında. Bir de akış içindeki hayatta var olan sosyal ağlar içinde kalmaya çalışmak. Okuyucunun tepkisi haklı. Kedi yazısı yerine yazar dostuyla ilişkisini, bulunduğu durumu anlatıyor. Ama ey okuyucu unutma: Bir anı yaşarken ya da bir ana tanık olurken ilişkiler yumağı içindeyiz. Her ne kadar o ana odaklansak da. Yazar da burada hangi ilişkiler ağı içinde bu yazının şekillendiğini aktarmaya çalışıyor.

O nedenle de sabrınıza sığınıyorum. Nebi hoca bir şey anlatırken ön girişte boş masaların bulunduğu yerdeki koltukta siyah bir kedi görüyorum. Yazılarımı takip eden okuyucular bilir: Siyah kedi görünce aklıma önce Kara kız ya da Kivi geliyor. Onunla bir dönem oldukça yakındım, uzun olmasa da biriktirdiğim anılar var. Her ne kadar ona da veda etsem gün içinde zaman zaman karşılaşıyoruz, bazen bakışıyoruz ama bana eskisi gibi ilgi göstermiyor. Her ilişki gibi asimetrik durumu o da kabullenmiyor belki de. Zaman zaman geçerken beni izliyor kısa süreli de olsa ardım sıra bakıyor. Acaba bilse o da “baka kalırım giden geminin ardından…” diye Ezgi’nin Günlüğü Grubu’nun şimdilerde çalmayan şarkısını dilendirir miydi?

Siyah kediyi görünce hemen yanına gittim kısa mesafeden fotoğraflarını çektim peş peşe. Seslendim, “pisipisi” dedim, Tık yok, hiç oralı değil. Diliyle tüylerini temizliyor. Bu sabah yağmur bastırmıştı aniden. Havada oldukça soğuktu. O da bulduğu sıcak bir yere hemen gelivermiş. Sokak kedisi olmanın zorluğu da bu. Ama hayatta kalmanın bir yolunu bulmalı. O da az önce buraya gelmiş kısa süreli soluklanmak için belki de. Girdiğimde orada olsaydı fark ederdim, ya da dikkatimi çekmedi mi? Yok, özellikle siyah kediler dikkatimi çekiyor. Yoktu, hangi ara buraya geldi? Nebi hoca geldikten sonra mı? Aynı anda gelmiş olsa görürdüm. Demek ki daha sonra gelmiş olmalı? Geliş zamanını saptamadan vaz geçiyorum bir an. Hemen ne zamandır burada olduğunu soruyorum kedinin. Genç çalışan erkek “bugün geldi, daha ilk günü” diyor. Ardından “adı ne diye” soruyorum. Adı yok, “siz koyun” diyorlar. Ben ad babası olmak istemiyorum. Anonim olsun. Adı olursa daha özel hale gelecek. Bir de hayvanlara türcü davrananlara tepkili olduğumdan ad vermek istemiyorum. Ama gösterdikleri incelik, bir dayatma değil. Belki ilerde can dostum olacak bir kedinin ad babası da olabilirim. Epey uğraşıyorum bana bakması için. Oldukça inatçı. Tam “Nuh diyor, peygamber demiyor” cinsinden. Ama ben de kararlıyım, öyle kolay kolay çabuk vazgeçmem. Olasılıkları tüketme durumunda vazgeçebilirim. Yüz yüze gelmek

istiyorum aslında onunla. Ondan ısrarım. Başından gitmeyeceğimi anlıyor ondan mı, ısrarlı seslenişime karşılık vermek mi istiyor? Bilemedim. Hangisi olursa olsun, gözleriyle kısa süreli de olsa bana bakıyor. Sanki “ne inatçı adamsın, işim var, ıslanmışım, kendimi temizliyorum. Bana bir kaç dakika bile zaman vermedin. Allah seninle ilişkide olanlara sabır versin” der gibi kendisini temizlemeye devam ediyor. Bana bu kısa süreli bakış yetmiyor, daha fazlasını istiyorum. Bir ana onun da ortak olmasını o anı yaşadığımızı hissetmesini. Çocukça bir düşünce belki de. Kim ısrarlı

çabalar karşısında tavrını değiştirmez ki? Onunla ilgilendiğimi fark ediyor yeniden kısa süreli bakıyor ve ben fotoğrafını öyle çekebiliyorum. Bencillik belki de yaptığım onu kendi anından koparıp benim anıma ortak etmek istiyorum. Bize ait bir an olsun istiyorum. Onun hafızasında bu yer almayacak belki de. Ayrılıyorum yanından

masaya oturduktan sonra da onu izliyorum. Hala tüylerini yalıyor. Kendiyle ilgili. Onun şu an başkasının ilgisine ihtiyacı yok. Kendisi ile baş başa kalmak istiyor. Anlaşılır bir durum. Biz yirmi dakika daha oturduktan sonra ayrılıyoruz mekândan. O, tüylerini temizlemeye devam ediyordu. Bir başa gelişimde onu yeniden görecek miyim? Merak etmiyor değilim. Bakalım aramızdaki ilişki nasıl gelişecek? O zaman ne yapacak?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir