Arkadaşımın Yeni Can Dostu: Elvis

Kemal ASLAN (patievreni.com)

Arkadaşımın bir buçuk aydır yeni bir can dostu var: Elvis. Freud’un ölmesinden bir hafta sonra annesi ve babası onun küçük balıkları sevdiğini bildiğinden yeni bir balık aldı. Böylece yası da hafiflesin istemiş olabilirler. O, olaylara, insanlara, canlılara karşı duyarlılık bilinci çok yüksek biri. “Karınca bile incitmez” sözü tam ona uygun. Naif, kırılgan ama bunu her ortamda gösteren biri değil. Her daim dışarıya karşı güçlü durmayı bilenlerden. Ahmet Arif’in dizesinde gibi yaşıyoruz : “Dört yanım puşt zulası.”

O da biraz tetikte. Balığın adını önce Trump koymuş. Ancak bu aile içinde tartışmalara yol açmış. Sonra

aile 50’li yılların sonlarından itibaren dünyası şarkılarıyla yerinden oynatan Elvis Presley’in adını koymakta uzlaşmışlar. Onlar kısaca ona Elvis, diyorlar. Freud kırmızı renkliydi bu parlak lacivert… Elvis de Freud gibi Beta cinci küçük bir balık.

Arkadaşım onu Beta’ların özel etli yemi ile günde iki kez sabah ve akşam besliyor. Ayrıca iki günde bir enfeksiyona maruz kalmaması için sarımsaklı yem veriyor. Sarımsaklı yem doğal antibiyotik olarak işlev görüyor. Böylece balıkta enfeksiyonun oluşması engelleniyor. Bu tür balık beslerken dikkat edilmesi gereken bir konuda suyunun değiştirilmesi. O da yedi günde bir bunu yapıyor. Balığın suyunu çok sık değiştirmek ya da uzun süre değiştirmemek onun hastalanmasına hatta hayatını kaybetmesine yol açıyor. Suyun sıcaklık derecesini de ayarlamak önemli. Yoksa balık bu durumdan da olumsuz biçimde etkileniyor. Bekletilmiş, klor dengesine dikkat edilen su kullanılıyor. Ancak buna rağmen ek olarak suyuna üç damla klor dengeleyici de ekliyor.

Tüm canlılar gibi o da kendisine gösterilen ilginin, özenin farkında. Bir başka canlıyla bağ kurmanın yolu bunu göstermek, karşı tarafa hissettirmekten geçiyor. O canlı bu etkileşimi fark ediyor. Küçücük bir sevgi dokunuşu her şeyi değiştirebiliyor.

Elvis, ilk geldiği zamanlarda huysuzdu. Ya da bizim algımıza göre öyle. Yeni kavanozuna ya da evine alışamamıştı. Bunun içinde şeffaf cam kavanoza sürekli kafasıyla vuruyordu. Başka yere alışmanın ya da alışamamanın sancıları mıydı bu?

Yoksa kavanozda kendi yansımasını görüp başka bir balık daha var diye ona mı saldırıyordu? Arkadaşım başını sürekli vurarak intihar etmesinden çekindi. Kavanozunun etrafını beyaz bir poşetle çevirdi. Böylece artık dışarısını görmesi

mümkün değildi. Nitekim o da birkaç gün sonra sakinleşmiş. Zaten bu durumda kendi yansımasını da görmesi mümkün değil. Bir hafta sonra arkadaşım poşeti kaldırdığında başını kavanoza vurmaktan vazgeçmiş, agresif hali gitmiş, sakinleşmiş. Yani yeni duruma o da alışmış. Psikologlar olsa bu durumu öğrenilmiş çaresizlik kavramıyla açıklarlardı.

Mutlu olduğunda, sık sık suyunu köpük içerisinde bırakıyor. Bu onun yumurtalarını saklamak içinde yaptığı bir eylemmiş. Yaşadığı kavanoza başka bir balığı kabul etmiyor, yaşam alanına başkasının girmesini istemiyor. İçinde olduğu alanın egemeni. Başka ortak onun için tehdit anlamına geliyor. Başka bir balık kavanoza konulduğunda hemen ona saldırıyor.

Yemlerini yeme biçimi de değişik Elvis’in. Önce parçalıyormuş, sonra tükürüp yeniden ağzına alıyormuş. “Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır” sözü de ona denk geliyor sanki. Arkadaşım ve babası onunla zaman zaman konuşuyormuş. O, onların geldiğini gördüğünde suyun yüzeyine çıkıyormuş. Babası ona "Elvis, oğlum" diye hitap

ediyormuş. Arkadaşım ise ruh haline göre farklı biçimde sesleniyormuş. Ama bu seslenişlerin sevgi sözcükleri içerdiği kesin. Çünkü onun zihninde, beyninde yüreğinde düşmanlık, nefret yok. O sevginin, aşkın dünyayı değiştireceğine, insan olmanın dayanışmadan geçtiğine inanıyor. Nice uzun yılların olsun arkadaşım Elvis ile.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir